italiano
Fatih Mika  
 
Gravür Teknikleri
  Önsöz
  Gravür
  Kuru-Kazı
  Aratonlar Tekniği
  Asit-Oyma
  Lavis ve Kumlama
  Yumuşak Mum
  Şeker Çini
  Ahşap Baskı
  Linol Baskı
  Deneysel Teknikler
  Sözlük
 
 
Lavis ve Kumlama

 

 

Çizgilerden oluşan tığ-kazı ve asit-oyma teknikleri, gravürde suluboyanın anlatım ve estetik olanaklarını vermekte yetersiz idiler. En açıktan başlayıp en koyuya kadar ulaşan tonları sadece çizgiler ve bu çizgilerin kesişmesi ile vermek gravür için yeterli değildi. Bu sorunu ancak yeni bulunacak teknikler çözebilirdi. ( O dönemlerde değişik tekniklerle yapılan bir çok sanat eserinin, tiraj olanaklarından dolayı, çeşitli amaçlarla gravüre tercüme edildiğini gözönünde tutmak gerekir. Bir sanat eserinin başka bir dile tercümesi ile bir sanat eserinin tıpkı-basımının aynı şey olmadığını burada belirteyim.)

Nitekim bu arayışlar ilk sonuçlarını XVII. yüzyılın ortalarına doğru Flemenk Ülkeleri’nde verdi. Bu tekniğe Fransızca’da suluboya kelimesinin karşılığı olan “Lavis” adı verildi             ( Direktätzung, Pinselätzung, Lavierung, Direct etching, Wash, Morsure au pinceau, Lavis, Incisione a pennello, Lavaggio ).

Bu yöntemle, daha önce asit-oyma tekniği ile yapılmış bir gravür kalıbının yüzeyine, göreceli olarak güçlü asitler fırça ile sürülüyor, asitlerin bu yüzeylerde yaptığı pütürüklendirme, kalıba mürekkep verildiğinde, mürekkebi tutuyordu. Lavis yöntemi ile gravürün  yüzeyine, koyu tonlar olmasa da, suluboyadaki çok açık tonları işlemek olanaklı oldu. Fakat, kalıptan fazla mürekkebin temizlenmesi aşamasında çabuk bir şekilde aşınan bu pütürüklü yüzeyler, fazla sayıda gravür basılmasına olanak sağlamadığı için yaygın bir şekilde kullanılmadı.

Gravürde bu sorunu kumlama tekniği çözecekti.

(Aquatintaradierung, Bistermanier, Tuschätzung, Tuscmanier, Kornätzverfahren, Aquatint, Aquatinte, Manière de bistre, Gravure en manière de lavis, Gravure au lavis, Acquatinta )

Kumlama tekniğini ilk defa kimin  bulduğu  kesin olarak bilinmese de araştırmacıların çoğu Jean Baptiste Le Prince’in (1734-1781)  adında uzlaşıyor.

Reçine ya da asfalt tozu, kumaştan bir kesenin içine konulur ( reçine için pamuklu, asfalt tozu için ipek kumaş )  ve bu kese hareket ettirilerek, reçine ya da asfalt tozu tanelerinin metal kalıbın yüzeyine düşmesi sağlanır. Reçine ya da asfalt tozlarının metal kalıbın yüzeyinde düzenli bir şekilde yayılmasını sağlamak için ise özel yapılmış kumlama dolabı kullanılır. Başta Francisco Goya (1746–1828) olmak üzere birçok sanatçı, reçine tozunun metal üzerinde düzensiz yayılmasının yarattığı etkileri gravürlerinde kulllanmışlardır. Üzerinde reçine ya da asfalt tozu bulunan metal kalıp, bir ocak üzerinde ısıtılarak reçine ya da asfalt tozu tanelerinin metal kalıba yapışması sağlanır. Önceden belirlenmiş yüzeyler ( Beyaz kalacak kısımlar asite konulmadan önce asite dayanıklı vernik ile kaplanır.) açık tonlardan başlayarak sırası ile asit içerisinde belli sürelerde tutulur. Kalıbın asit içerisinde kalma süreleri açıktan başlayarak koyuya kadar bütün tonların elde edilmesini sağlar. Bu nedenden dolayı istediğimiz tonu elde edeceğimiz süreden sonra, kalıbın o kısmını asite dayanıklı vernik ile kaplamak gerekir.

Asit-oyma tekniklerine suluboya etkisi vermek için icad edilen kumlama tekniğini  daha sonraları birçok sanatçı “saf teknik”  olarak kullanıp, sadece kumlama tekniği ile eserler ürettiler.

Kumlama tekniği ile, kalıbın asit içerisinde tutulma sürelerine bağlı olarak farklı tonlar elde edildiği gibi; kalıbın üzerindeki herhangi bir tonun, mıskala ile yavaş yavaş ezilerek tonlar arasındaki geçişleri (net değil de ) yumuşak bir şekilde elde etmekte olanaklıdır.

Not: Colophon (Reçine),  Antik Lidya şehri, bugünkü Değirmendere Köyü. M.Ö. VII yy.da kuruldu. M.Ö. VI. ve V. yüzyıllarda limanı ve özelliklede reçine üretimi sayesinde en parlak dönemini yaşadı.

 

Gönül ister ki, birgün Ege’nin reçine köyü Değirmendere’de, reçine ile gravür yapan sanatçıların işlerinden oluşan uluslararası bir sergi düzenleyelim.